İbrahim İbicek

GENÇ NÜFUS EKONOMİSİ VE TÜKETİM TUTKUSU

Makale yazari : İbrahim İbicek in: ● 01 Ağustos 2013

Fortune Dergisi 2013 Ağustos sayısında yayınlanmıştır.

 

TÜİK, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı çerçevesinde genç nüfusa (15-24 yaş grubu) ilişkin geçen yıl ilk defa hazırlanan ‘İstatistiklerle Gençlik’ yayınını, bu yıl güncel bilgileri içerecek şekilde tekrar yayımladı. Buna göre, 2012 sonu itibariyle 75.6 milyon olan Türkiye nüfusunun yüzde 16.6’sını (12.5 milyon kişi) gençler oluşturuyor. Genç nüfusun yüzde 51.1’ini genç erkekler, yüzde 48.9’unu ise genç kadınlar oluşturuyor.

Elbette ki bu genç nüfus ile daha detaylı bir nüfus dağılımı için adrese dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’ne göre 2012 yılı itibariyle Türkiye nüfusunun yaş gruplarına göre dağılımı;

YAŞ                      NÜFUS

0 - 4

6.198.957

5 - 9

6.158.964

10-14

6.499.258

15-19

6.405.552

20-24

6.186.089

25-29

6.270.678

30-34

6.544.927

şeklinde gerçeklemiştir.

Türkiye gibi gelişmekte olan birçok ülkede olduğu gibi muazzam bir genç nüfus vardır ve bu genç nüfus elbette ki bir çok firmanın iştahını kabartmaktadır.

Bir insan düşünün. Doğumundan üniversite hayatına kadar ailesi tarafından birçok masrafı karşılanmaktadır. En basit olarak sadece eğitim masrafları içerisinde bile kreş-anaokulu-ilköğretim-lise-üniversite ve belki yüksek lisans diye giden süreçte belki yurtdışı dil öğrenimi yahut master ve özel okullar, dershaneler, özel dersler gibi konuları da ele alırsak müthiş bir pazar oluşturmaktadır.

Türkiye’de sadece dershanelerin 2012 rakamlarına göre tahmin edilen cirosunun 1.5-2 milyar dolar olduğu düşünülmektedir. Bunun yanında bir çok masraf kalemi eklenebilir.

Eğitimin dışında giyim, eğlence, aksesuar, teknoloji, bilişim, yiyecek-içecek gibi konuları da ele aldığımızda bu rakamlar katlanarak artmaktadır. Reklamlarda dahi dikkat edildiğinde artık firmaların neredeyse hepsi 14-35 yaş aralığına yönelik çalışmalar gerçekleşmektedir. Bunun başlıca sebebi ise en fazla tüketim grubu bu yaşlar aralığındadır.

Türkiye’de hızla artan ve bir yandan da sürekli açılmaya devam eden AVM sayısı belki de bunun en çarpıcı örneklerinden birisidir. Gençlerin artık yeni dünyada yerinde duramadığı ve sürekli yenilik peşinde olduğu aşikar bir durumdur. Reklamların da gençlere yönelik bu tüketimi artırıcı yönde çalışmalar yapması tüketim rakamlarını olduğu gibi yukarı çekmektedir.

Sevgililer günü kartla yapılan harcamaların 2008 yılında 420 milyon 300 bin TL, 2009 yılında 642 milyon TL, 2010 yılında 639 milyon TL, 2011 yılında 713 milyon TL, 2012 yılında da tahmini 1 milyar TL’ye yakın harcama yapıldığını dile getiren  ÇESOB Başkanı Yalçın Kılıç, “Sevgililer Günü’nde bir önceki hafta ile karşılaştırıldığında yiyecek içecek sektöründe yüzde 29 artış, kuyumcular ile çiçekçilerin cirosu ise ikiye üçe katlanıyor. Son 5 yılda 14 Şubat günü kartla yapılan 3 milyar 414 milyon lira civarında ki harcamalara bir de nakit alışveriş eklendiğinde 5-6 milyar liralık piyasaya para girişi olmuş, ekonomiyi hareketlendirmiştir.” Şeklinde açıklama yapmıştı. Fakat bu sene Babalar Günü’nde daha fazla harcama çıktı. BKM’nin verilerine göre geçtiğimiz yıl kredi kartı ile yapılan babalar günü harcamaları yüzde 18 artışla 1 milyar lirayı bulmuştu. Bu yıl rakamın kartsız harcamalarla 2 milyar lirayı buldu. Babalar günü harcamaları, anneler ve sevgililer gününü geçiyor.

Gençlerin kendi tüketimleri olarak; sinema, gsm, fastfood restoranlar, içecek sektörü, kafeler, giyim, aksesuar konularında en fazla harcamayı yaptığı belirlenmektedir. Fakat birikim konusunda maalesef bir sonuç görülmemektedir.

Üniversite mezunları içerisinde işe girdiğinde ilk yapılan seçimlerden birisi ise maaşı ile kredi çekerek kendilerine araba almaları durumudur. Gençlerde ki aşırı tüketim merakı ve tüketim konusunda kendi yaş gruplarında öne çıkma durumunun en yaygın görüldüğü alanlardan diğeri ise GSM yani telefon sektörüdür. Sürekli yenilenen modeller gençlerde de sürekli bir değişim akımı başlatmıştır.

Artık bir çok firma genç nüfusunda aşağısına inip çocuklara hatta bebeklere yönelik reklamlar gerçekleşmektedir. Bir araba firmasının “ Benim babam Toyota gibi adam” sloganı aslında bunun en bariz örneklerinden birisidir. Çünkü artık genç aileler çocuklarını birçok konuda kıramamaktadır ve bunu öngören firmalar çektikleri reklam filmleri ile bunun çok iyi kullanmaya başlamaktadır.

Genç ailelerin çocuklarını kıramama konusunda belki de en önemli etken kendi ailelerinde anne ve babaları tarafından kendi istekleri için çoğunlukla red edilmeleri ve çocuklarının istediği konuları kendi açılarından değerlendirip kendi isteklerini çocuklarına empoze etmeleri olabilir. Bugün dahi Gezi Parkı olayları olarak adlandırılan olaylarda büyük bir grup insanın belki de anne ve babaları tarafından sürekli “dünyayı sen mi kurtaracaksın” şeklinde azarlanmaları ve çocukluk isteklerinin sürekli geri çevrilmesi sonucu ellerindeki özgürlük imkanlarının ellerinden alınacağı kaygısı taşınarak yahut aileleri tarafından özgür yetiştirilmesi sonucu ve mevcut sistemde “artık benim de görüşüm alınsın” mesajını vererek gösterilere katılması irdelenerek değerlendirilmelidir.

Meclis Bankacılık Alt Komisyonu’nun hazırladığı rapora göre bankalar, 64 masraf kalemiyle vatandaştan yılda 26 milyar lira kazanıyor. Sadece kredi kartı aidatlarının getirisi 8 milyarı geçti. Raporda yasal boşluklardan faydalanan bankaların masraf kalemleri ve miktarını her yıl artırdığı, yeterli denetim olmadığı için vatandaşın mağdur edildiği vurgulandı.

Tüketici Hakları Derneği Başkanı Çakar “10 yıl önce 20 milyon olan adet kredi kartı sayısı bugün itibarıyla 74 milyona çıktı. Derneğin hesaplamasında ortalama kredi kartı aidatı yıllık 25 lira olarak varsayıldı.” şeklinde açıklamalarda bulundu.

Hesaplanmayan diğer rakamlar ile beraber bankaların kazançları daha da artmaktadır. Lakin burada en çarpıcı olan konu kredi kartları. Reklamlarda dahi  harcama miktarlarına göre sürekli bonus veren ve sürekli kampanyalar düzenleyen bu çalışmalar yine özellikle genç nüfusta da tüketimi artırmayı amaçlıyor. Gençlerin büyük bir çoğunluğu kredi kartı kullanıyor ve kullanım oranlarının çoğu zaman bilinçsizce olduğu da yine vurgulanıyor.

Ayrıca aşırı ve lüks tüketim konusunda ise gerilla tarzı reklam çalışmaları da yapılmakta olup özellikle genç kadın nüfusa yönelik giyim ve aksesuar konusunda aşırılığa kaçan tüketim reklamları göze çarpıyor.

Ülkemizde üniversite öğrencisi sayısının da fazla olması sebebi ile üretim yerine sürekli tüketimin özendirilmesi ve borçlandırma politikası maalesef bir süre sonra gençler de mezun olduktan sonra iş bulamama yahut atanamama gibi durumlarda psikolojik sorunlara yol açmaya başlıyor.

Potansiyel olarak müthiş bir genç nüfusun olması bir ülke için şüphesiz büyük bir avantajdır. Lakin bu nüfusun iyi eğitilmesi ve ihtiyaçlarının da aynı oranda karşılanabilmesi o ülkenin ivmesini sürekli artıran bir hadise olur. Eğer istekler karşılanamaz ve gençlik kendi haline bırakılırsa bir süre sonra büyük bir kitle ve de hayal kırıklıkları arasında bir yıkıntı olur. En basit değerlendirme olarak açılan üniversite sayısı ve artırılan kontenjan oranı kadar istihdam sağlanmalı ve akademik destekler artırılmalı, proje hibe oranları çoğaltılmalıdır.

Yorumsuz bu yazıda GENÇ NÜFUS EKONOMİSİ VE TÜKETİM TUTKUSU

Yorum Bölümü