İbrahim İbicek

Enerji Santrancı ve Türkiye

Makale yazari : İbrahim İbicek in: ● 21 Ocak 2011

Günışığı Gazetesi  2010 Şubat 2.Hafta

Sabah Gazetesi     2010 Şubat 26

ENERJİ SANTRANCI VE TÜRKİYE  (1)

Son zamanlarda enerji konusu gündemimizi bayağı meşgul ediyordu.Bu aralar iç siyasetteki güncel meseleler her ne kadar bu konuyu unuttursa da dış siyasette izlenen politikalarda da enerji  alanına yönelik hamleleri görmemek içten bile değil.Peki ne oldu da bir anda Türkiye bu kadar önemli bir konuma geldi?

Aslında dünyada dengeler değişiyor ve Türkiye ise bu dengelerin tam ortasında.Türkiye’nin yaptığı ise bölgede kalbe giden damarın son durağı olması.Kafkaslar ,Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Arap Yarımadası hepsi ile Türkiye’nin doğrudan ya da dolaylı teması var.Stratejik ilişkilerden tutun da Türkiye’nin coğrafik konumuna, yüz ölçümüne ya da tarihi bağlarından kültürel mirasında kadar dünyada bu bölge de iş yapmak isteyen herkesin uğrak noktası , yanında olması gereken müttefiği.O zaman soru şu enerji faktörü bunların neresinde?

Rusya’nın Ukrayna ile başlayan problemleri, ABD’nin   enerjide Rusya tekelini kırma isteği, Avrupa ülkelerinin her kış doğalgazda sorun yaşaması ve Ortadoğu’nun her geçen gün önem kazanması  dünyanın ilgisini bu bölgeye çekmeye başladı ve batı ile doğunun arasında köprü olan Türkiye’ye. Türkiye  enerji politikaları üzerinde her zaman önemliydi ama bu sefer Türkiye oyunda ve kendi senaryosunu yazıyor.Türkiye’nin enerji koridoru olacağı fikri hayalden ibaret değil ama gerçekleştirilmesi çok zor  bir projedir.Düşününsene AB ülkelerine giden enerji Türkiye’den geçecek ve Ukrayna by-pass edilecek.Ortadoğu daki petrol ve doğalgaz Ceyhan’a akacak  Rusya’nın pazar alanı ve karı azalacak.Ceyhan dünyanın enerji borsası olacak ve enerji üzerinden TL değer kazanacak.Kısa geçmişimize baktığımızda darbe girişimleri, kaos planları,terör sorunları,geçim sıkıntısı, kargaşa ortamlarını hatırladığımızda bunlara olacak gözüyle bakmak ya da dilemek hayalcilik olarak geliyor.Türkiye tüm gücünü iç siyasette harcayarak yıllardır önüne gelen fırsatları tepti hatta kafasını kaldırıp da bırakın dünyayı  bölgesindeki gelişmeleri bile algılayamadı.Şimdi ise bunlara inanmak gerçekten de çok zor ama Türkiye kabuk değiştiriyor eskisi gibi değil artık komşuları ile sıfır siyaset güden , savaş noktasına geldiği ülkeler ile şimdi vizesini kaldıran, barış görüşmelerini yürüten, dünyanın en büyük ekonomileri arasına giren, dış siyasette itibar kazanan ve İslam dünyasında her geçen gün yükselen bir çizgiye sahip.

Türkiye atılım yapıyor ama enerji konusunda ne durumda;

Enerji kaynaklarımızın kapasitesi ve yeterliliği konusu en çok bilgi kirliliğinin yaşandığı alandır. Dünyanın en fazla petrolü doğalgazı bizdedir ama hep  dışarıdan ithal ederiz ya da yer altı zenginliklerimiz trilyon dolarlar civarındadır ama  borcumuz neredeyse yarım trilyon dolar civarındadır.Bu gibi kulaktan dolma bilgiler ya da forum sitelerinde abartılı yazılar ile hepimiz karşılaşmışızdır. Alternatif enerjide ise abarttılar çığır açmış halkımız doğruyu göremez olmuş, kime inanacağını şaşırmıştır.

Doğal gaz konusundan başlayacak olursak ülkemiz de doğal gaz üretimi ve rezervi çok azdır. Tamamına yakını Rusya ve İran’dan ithal edilmektedir. Aylık ortalama doğalgaz ithalatımız 600 milyon$  civarıdır. Bunun %40 civarı sanayi ve konut için, %60 civarı da elektrik elde edilmesi için doğalgaz santrallerinde kullanılmaktadır. Elektrik üretiminde doğalgazın payı %50’ nin üzerindedir.

Bu kaynak ne kadar güvenilir sorusunun cevabı ise yetkilileri daima korkutur. 1994-2000 yılları arasında yapılan bu yanlış tercih dış ticaret açığımızın üzerinde de ciddi baskı oluşturmaktadır. Zaten AB içinde bu “yüzde” ile maalesef ilk sırayı almamızda doğaldır. Diğer devletler; bu seçimi doğalgaz yerine genelde nükleer enerji  ile değerlendirmişlerdir. Çünkü Nükleer Enerji; kullanan ülke için ulusal bir enerji olması da ayrı bir cazibe konusudur.

Nükleer Enerji konusu ise çok çetrefilli bir konu olmakla birlikte yıllardır halkın kafasının sürekli karıştırıldığı, en fazla bilgi kirliliği yaratılan enerji dalıdır. 1963 yılında Pakistan’a yapılan nükleer santral ile nükleer lobi tarafından uygulanan “örtülü ambargo” sayesinde Türkiye dahil hiç bir İslam ve Türkî devlete bu teknoloji verilmemiştir. Bu nedenlerden dolayı dünyada mevcut 442 nükleer santralin sadece bir  tanesi İslam ülkesindedir. İran’ın Rusya ile anlaşarak devam ettirdiği nükleer santral inşaatı esnasında Batı, İran ile giriştiği Nükleer kavgayı, Rusya ve arka planda doğuda Çin’in desteği ile  kaybetmiştir. Şubat 2006 ayında Jack Strow’un açıklaması ile Batı nükleer santral konusunda geri adım attığını kabul etmiş, ancak “Zenginleştirme Tesisi” yapımına ambargonun devam edeceğini TV’lerde açıkça beyan etmiştir. Ayrıca  enerji devi olan Rusya’nın neden nükleer santral yatırımını arttırdığını anlamak kolaylaşacaktır. 100 milyon dolar yakıt ile 1.000MW gücünde bir nükleer santral 3 yıl durmadan enerji üretir ve yıllık 33 milyon dolar yakıt harcarsa ve çevreye en duyarlı enerji olursa  sadece Rusya ‘yı değil Fransa’nın neden  elektrik ihtiyacının %80’ni  nükleer enerjiden ürettiğini anlamak böylece kolaylaşır. En ucuz elektriği de halkına bu sayede kullandırır!

Bir de  nükleer santral yapımında ve kullanımı esnasında yakıt çubukları meselesi vardır. Nükleer santralden çıkan kullanılmış çubuklar içinde Plütonyum birikmektedir ve oranı %0.6 civarındadır. “Ayrıştırma” tesislerinde ayrım yapıldığında büyük oranda atık çıkar ve atom bombası yapacak miktarda da Plütonyumu elde edersiniz. İşte kavga buradadır. Atom bombasına giden ikinci yol olan bu metod ile birinci yol olan “Zenginleştirme tesisi” hakkındaki İran kavgası meselesinin altında bu yatar. Ülkemizde oluşturulan nükleer enerji karşıtlığının temellerinde de bu faktör vardır. Nükleer güce sahip ülkeler Türkiye’nin elinin güçlenmesini istemeyeceği için psikolojik  harekatı çok iyi yürütür ve çeşitli kampanyalara başvurur. Ülkemizde bir türlü yapılamayan nükleer santral ihalesinin nedeni de budur.Türkiye’yi enerji kıskacına alarak zayıf bırakmak,pastadan aslan payını alabilmek ve enerji koridorunda söz sahibi olmak.

Yazı dizinin devamı bir sonraki haftaya…

4 Yorum var bu yazıda Enerji Santrancı ve Türkiye

1 | Ömer

21 de Ocak de 2011 to ● 13:31

İbrahim yazı için teşekkürler ancak Türkiye doğalgaz ihtiyacının %65ini Rusya Fedrasyonundan, %30unu ise İrandan tedarik ettiğini düşünürsek bu ‘bağımlılık’ durumunda Türkiyenin bağımsız şekilde hareket etmesi ne kadar olanaklıdır. Yani bu çerçevede Türkiye senin tabirin ile “bölgede kalbe giden damarın son durağı olması” biraz zor görünüyor ki 2007 yılında İran’ın Türkiye doğal gazını kesmesi karşılığında Türkiyenin pasif kalarak cevap verememesi bunun örneğidir.
Diğer yandan, Türkiye yaptığı doğal gaz antlaşmaları ile “enerji koridoru” olma yolunda önemli adımlar atıyor ve atacak gibi görünüyor ;ancak Türkiye sadece geçiş ülkesi rolünü üstleniyor bu projelerle. Rusya ve İran’dan aldığı doğal gaz’ı yapılan antlaşmalardan dolayı 3. ülkelere satamıyor ve bu da Türkiye’ye ekonomik ve politik olarak dezavantaj olarak yansıyor yani Türkiye “bölgede kalbe giden damarın son durağı olması” yönünde bu antlaşmalardan dolayı pek aktif rol üstlenemiyor.
Türkiyenin önemi ancak yapacağı antlaşmaları,projeleri kendi lehine çevirmesi gerekiyor. Bu süreçte Rusya’dan gelecek “tehdit”lerede nasıl direneceği ayrı bir soru tabiki…

2 | ibrahimibicek

21 de Ocak de 2011 to ● 14:17

Öncelikle yorumun için teşekkür ederim, zaten bu geçen senenin makalesiydi.Şimdi düşüncelerine gelecek olursak, doğalgazdaki politikaları bende eleştiriyorum ama benim makalede dikkat çekmek istediğim konuda Türkiye’de enerji çeşitliliğine gidilmesi, bu coğrafyada oynanan enerji oyunları ve bu konuda adımlar atılması. Makale zaten enerji konusundaki siyasetin Türkiye’nin yumuşak karnı olduğunu ve bunun düzeltilmesi üzerine hazırlandı.Bugün Venezuella geçen hafta ıslaklanan İbrahim Bayraktar’ın başında olduğu TOKİ ‘nin kendi ülkelerinde konut inşa etmeleri halinde petrol verebileceğini söylüyor.Enerji konusu Türkiye’nin sadece kendi topraklarında birşeyler üreterek çözebileceği bir konu değildir bölgesi ve dünya ile uyum sağlayarak, anlaşmalar yaparak çözebileceği bir konudur.Nabucco ya da buna benzer projeler geçiş için olsada enerji koridoru olma noktasında bir güçtür gönül isterdiki 3.ülkelere de gazı satabilelim ama ilerleyen zamanlarda da bu anlaşmalar gerçekleşecektir uzlaşılmaya çalışılan konulardan bazıları bunlardır.Ama siz elinizdeki enerji çeşitliliğini artırmazsanız doğalgazda kalırsanız hiçbir ülke size avantaj vermez.Termik santrallerin sayısındaki patlama, dağların içine yapılan barajlar, nükleer santral ihaleleri ve milyar dolarlık rüzgar türbünleri alım ihalelerinin bir sebebi de aslında budur.Çeşitliliği artırarak bağımlılığı ortadan kaldırmak ve rest çekebilmek.

3 | Ömer

21 de Ocak de 2011 to ● 14:41

Enerji çeşitliliği hedeflenirken, neden gelişmiş ülkelerin terk etmeye başladığı nükleer enerji üzerine gidiliyor anlayamıyorum çünkü Almanya 2003 yılında bir nükleer santralini kapatma kararı alırken, İsveç halk referandumla nükleere hayır derken,Kuzey Kore tesislerini kapatmaya başlamışken neden Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler Nükleer enerjide ısrar ediyorlar. Bu konuda fikrini öğrenmek isterim.
Ayrıca Türkiye’de Rüzgar ve Güneş enerjisi gibi potansiyeli fazla olan enerji türlerinin daha uzun ömürlü, daha temiz olmasına rağmen neden çok ciddi yatırımlar olmuyor bu da ayrı bir konu, özellikle de güneş enerjisine.

4 | ibrahimibicek

21 de Ocak de 2011 to ● 17:48

Almanya Hitler’den sonra tüm dünya ile yaptığı anlaşmalar gereği nükleer konusunda istediği adımları atamıyor zaten Almanya’nın gelişmiş bir ordusu yoktur dikkat edersen.Fransa enerji ihtiyacının %80 den fazlasını nükleerden karşılıyor ve nükleer enerji ucuz ve varolan enerji sistemleri içerisinde ”gerekli önlemler alındığı” sürece en temizi.Kuzey Kore nükleer tesislerini kapatmıyor aksine yeni tesisler açıyor sadece vadesini dolduranlar tesislerinde söküm işlemi başlattı.Barajlar gibi nükleer tesislerinde 25-30 yıl gibi bir süresi var.Rüzgar ve güneş sistemleri tamamen karmaşık sistemler mühendislik açısından çok kolay sistemler değil ve burada en önemli konu maddiyat.Ne zamanki petrolün varili 1000 dolara çıkar o zaman güneş enerjisi ve rüzgar hatta yağmur değerlendirilmeye başlar.

Yorum Bölümü